Dünya Konuştuğu Nusret Hikayesini Anlattı

   2018 Tarihli Haber
  Ekleyen : Yazar
  Yorum Yok

Son vakitlerın fenomeni, ünlü et lokantasının sahini Nusret ile Hürriyet Gazetesin’den Ayşe Arman bir röportaj gerçekleştirdi. Arman, Nusret’in bugünlere nasıl geldiğini,amaçlerini merak edilen bir çok şeyi sordu.

İşte o çok mevzuşulan ropörtaj:

“Önce İstanbul’un, sonra Türkiye’nin, oldukça sonra da bütün dünyanın mevzuştuğu adam.
Instagram paylaşımlarını 7 milyon insan takip ediyor. O ‘tuzlama hareketi’ efsane oldu. Düşünebiliyor musunuz, “emoji” haluna getirildi. Çektiği videolarla, talk show’lara mevzu oldu. Hem de dünyanın dört bir tarafında. Avustralya’dan New York’a…

O, bir maden işçisinin oğlu. Hayatını yoktan var etmiş biri, ilkokulu bitirmiş o kadar, 6. sınıftan terk. Kendini bildi bileli çalışmış. Üç olanağı olmuş hayatta, ustası Cüneyt Asan, ortağı Mithat Erdem ve Ferit Şahenk.

Nusret’e “Yürü ya…” diyenler şunlar. Ama yürüyen kendisi, ölene kadar çalışan da… Dubai’yi yaktı geçti, şimdi sıra Abu Dabi’de. Ziyaret ettik, gerçekten restoranı yıkılıyor. Ama o da, gelen herkesle tek tek ilgileniyor. Four Seasons’ın içerisindeki restoranda yemek yiyebilmek amacıyla ulus sıraya giriyor. Sadece Nusret logosu önünde selfie çekmek amacıyla bile.

Arap Emirlikleri’nden kadınlar beşer, altışar geliyor. Bir masaya oturuyorlar, Nusret gidip onlara “Merhaba” diyor, esasen bu anı bekliyorlar, masadaki bütün telefonlar çıkıyor, flaşlar patlıyor, Nusret şovuna başlıyor, herkes fotoğraf çekiyor.

Gece geliştikçe görüyorsunuz ki, bütün masaların istediği tek şey Nusret. Onunla fotoğraf çektirmek, biraz sohbet etmek ve tuzlama hareketini videoya çekmek. Bence çabuk hususu olacak bir adam.

Kibirli filan diyorlar ya, hiç değil, son derece mütevazı. Johnny Depp gibi bir adam da değil. Fotoğraf makinesi ya da cep telefonu görünce role giren bir adam, o kadar. Türkiye’den çıkıp dünya markası olmaya hazırlanan biri. Buyurun buradan Nusret’in hikâyesini okuyun…

Nusret, bütün dünya seni mevzuşuyor. Ne diyorsun?

– “Allah” diyorum, ne diyeyim…

Nasıl açıklıyorsun bu halu?

– Valla, açıklayamıyorum. Instagram’a bir video koyuyorum, 7 milyon şahıs izliyor. 2 milyon takipçiye ulaştım, düşün. Yolda yürüyemez oldum, herkes benimle selfie çektiriyor. Anneler, “Oğlum mutfağa giriyor, bonfile yapıyor, sizin gibi tuzluyor ve videosunu çekip YouTube’a yüklüyor” diyor. Dünyanın en çok izlenen talk show’larında benden bahsediliyor.

Davet aldın mı?

– Almaz mıyım? Hepsinden! Dil problemum olmasa, çıkacağım. Reklam teklifleri yağıyor. Avustralya’da duvar resimlerim yapılıyor. Tamam, benim de amaçlerim vardı. İlk işe başladığımda, “Türkiye’nin en şıksi olmaya çalışacağım!” diyordum. Dubai’yi açtıktan sonra, “Ortadoğu’nun en şıksi!” dedim. Ama bu kadarını ben bile hayal edememiştim.

‘SIYRILMANIN YOLUNU BULACAKSIN’

Yeni amaçlerin?

– Avrupa’nın hem de dünyanın en şıksi olmak diye bir hal var artık! Bir buçuk aya kadar Doha’da, sonra sırayla Londra ve New York’ta restoran açacağız. Çalışmaya devam. Çünkü benim asıl işim şov değil, et. Ette şık olduğum amacıyla bütün şunlar oluyor. Ancak yalnızca işimi şık yapmam da yeterli değil. Artık öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, yaptığın işin bir hikâyesi olması gerekiyor. O hikâyeyi satman gerekiyor, insanları büyülemen, ilgilerini çekmen gerekiyor. Her birimizin şahsımizden bir marka yaratmamız gerekiyor. Yoksa kimseye ekmek yok! İnanılmaz bir rekabet var, sıyrılmanın yolunu bulacaksın.

Sosyolog gibi mevzuştun…

– (Gülüyor) Yok yahu! Ne sosyoloğu? İlkokul mezunu adamım ben. Eğitimim yok. Ama her şeyi acele öğrenen bir adamım. Zaman içerisinde de şahsımi geliştirdim. Hâlâ uğraşıyorum.

İnsanlar kimi vakit unutuyor olabilir mi?

– Olabilir. Sinir oluyorlar bana. Görgüsüz buluyorlar. İyi de kardeşim, ben bir maden işçisinin oğluyum. Annem-babam okuma-yazma bilmiyor. Maddi yetersizliklerden ötürü ben de okuyamamışım. Altıncı sınıf terk. Ama demek ki bir şeyler de varmış ki bende, su satarak, ayakkabı boyayarak iş yaşamına atılmışım, 14 yaşında kasaba girmişim. Çırak şeklinde. Et benim tutkum oldu. Hakkımda atıp tutanların, bir hayat çalışamayacağı kadar çalıştım ben! Hâlâ çalışıyorum. Çalışmadan bir halt olmuyor. 34 yaşındayım, 20 yılde buralara geldim… Hiç de fena değil!

Kim ne derse desin, seninki bir başarı öyküsü. Peki sence, sebep sosyal medyada bir mesajın milyonlarca paylaşılıyor? Neden milyonlarca insan seni takip ediyor?

– Çünkü yapılmamış bir şeyler gösteriyorum. Orada, etle bazı numaralar çeken bir adam görüyorlar. Ama el becerilerimi filan da görüyorlar. Bir de role giriyorum, karizmatik havalar basıyorum, şahsımle dalga geçiyorum. E, hoşlarına gidiyor. Fark yaratıyorum yani. Millet, esasen oyalanacak bir şey arıyor, “Dur bakayım Nusret ne paylaşmış, biraz gülelim!” diyor.

Bir sosyal medya ekibin mi var? O videoları kim çekiyor?

– (Gülüyor) O anda bizim garsonlardan hangisi boştaysa, o çekiyor. Fikri buluyorum, birinin eline telefonu veriyorum, çekiyor. Benim menajerim yok, PR’ımı yapan yok, akıl danıştığım biri yok, her bi haltı şahsım yapıyorum.

Bu geldiğin noktayı nasıl değerlendiriyorsun?

– “Nusret” deyince, “Türkiye” diyorlar. Bu hoşuma gidiyor. Bir Türk kasabı şeklinde, sunduğum etle, bir dünya markası olmak istiyorum. Eskiden insanlar, “Ben kasabım!” demeye utanırlardı. Şimdi herkes kasap olmak istiyor. Bu da hoşuma gidiyor. Ben garsonlarıma diyorum ki, “Sizden ilk beklentim, işinizi şık yapmanız, çok şık yapmanız! Bu, olmazsa olmaz! Ama sonra şu: Sıradan olmayın. Hepiniz, birbirinizden değişik olun. Kendinizden karakterler yaratın. Hijyenik olun ama dilerseniz saçınızı uzatın, küpe takın, enteresan bıyık bırakın. Bir tipinız olsun!” Bizim ekip bu tür…

“BEN DÜNYA MARKASI OLACAĞIM”

Aslında sektöre büyük bir faydan var…

– Sadece sektöre değil, bence turizme de var. İnsanlar İstanbul’a geldiği vakit, uçaktan inip oldukça bagajlarını otele bırakmadan Nusret’e geliyorlar. Böyle söyleyince de, “Amma ukala adam, kendini övüyor!” diyorlar. Ukalalık ya da kibir değil, gerçeği söylüyorum. Dubai’ye açtık mesela, Araplar ölse ayakta beklemez. Bir ay sonraya rezervasyon vereceksin, “Tamam” diyecekler. Demezler! Ama burada da bu tür bir halumuz var. Rezervasyon yaptırmalarına karşın gelip, bir saat de bekliyorlar. Ama biliyorlar ki değecek.

13-14 yaşında yola çıkarken neyine güvendin abi!

– Ben iş şişirmem abla! Bu işe başladığımda, hijyenikliği bile değişik yapıyordum. Yerleri bile diğer türlü süpürür, silerdim…

Peki kendisine koyduğun amaç neydi? Zengin olmak mı, ünlü olmak mı? Bütün dünyanın tanıdığı bir adam olmak mı?

– Yok ya, ilk amacım, yaptığım işi en şık biçimde uygulamak ve müşteriye de bunu yansıtmaktı. Günaydın’da çalışırken, “Ben dünya markası olacağım!” diye bir amacım yoktu.

Ferit Şahenk’e kadar dünya markası hayallerin yoktu yani…

– Evet. Günaydın’a girdikten 7-8 yıl sonra kardeşlerimle birlikte bir şeyler uygulamak istemiştik. Elimizde bir değerimiz vardı ama sermayemiz olmadığı amacıyla beceremedik. Ama 2010’da Nusret’i kurduktan sonra, “İstanbul’un en şıksi olmak!” diye bir amacım vardı. Sonra esasen Ferit Abi’yle yollarımız kesişti ve gerisi geldi… Avrupa’nın, hem de dünyanın en şıksi olacağım

Bu işte başarının olmazsa olmazları neler?

– İnsan ilişkileri. Duygusal zekân ilerlemiş olacak, empati yapabileceksin. Müşterine hususi hissettireceksin. Müşteri şeklinde sen bir yere gittiğinde kendini hususi hissetmek istemiyor musun? İstiyorsun. Sana isminle hitap edilmesini istiyorsun. Neyi nasıl sevdiğini bilmelerini istiyorsun… Her seferinde yine yine anlatmak istemiyorsun, sana evine gelmiş gibi davranılsın istiyorsun…

“BU İŞ DEĞİL BENİM HAYATIM”

Sen de şunların hepsini yapıyor musun?

– Tabii. Ne yer, ne içer, ne sever ya da nasıl pişmiş sever şunların hepsini bir biçimde aklımda tutuyorum ki, geldiği vakit, “Ahmet Bey, hoş geldiniz!” dediğim vakit, misafirlerinin birlikteinde onore olsun…

Dikkat ettim, otelde herkese “Merhaba” diyorsun. Bütün çalışanlar seni seviyor. Kimi görsen sohbet ediyorsun, kapıdaki adamdan bell boy çocuğu kadar…

– Bunu taktik şeklinde değil, içimden geldiği amacıyla yapıyorum. Karakterim bu. Ama bunun işime çok yararı var. İnsan seven bir adamım ben…

Niye bu kadar çok yerde restoran açıyorsunuz?

– Çünkü bir nokta geliyor, sen, istemesen de büyüyorsun. Diyorum ya, Türkiye’nin dünyada markalaşmış restoranı olmak istiyorum. Nasıl dünyanın her yerinde İtalyan restoranları var. Şahane bir Türk mutfağımız olmasına karşın, markalaşmış bir restoranımız yok. Ben onu uygulamak istiyorum işte. Seni marka yapacak, büyütecek, önünü açacak yerler de belli. İstanbul’da oldu, Dubai’de oldu, şimdi sırada Londra ve New York var…

Peki sen ballı mısın? Şansın yardım ettiğini de düşünüyor musun?

– Şans var tabii ki. Şansa inanıyorum. Ama insanlar, kendi olanağını kendisi yaratır. Sen burada otururken, havadan, “Şanslıyım!” diyebilir misin? Başarılı olma olanağın var mı? Oturarak başarıya ulaşan tek varlık tavuk! Ben sabah 7’de başlıyorum hayata. Bir saat sporum var, şahsıme ayırdığım vakit. Gerisi tamamıyla iş, gece saat 1’de hâlâ restoranda görürsün beni…

Sen gerçekten et seçiyorsun, kesiyorsun, pişiriyorsun, servis ediyorsun, masa masa dolaşıyorsun, şov yapıyorsun, sosyal medyada paylaşıyorsun, kendi restoranının bir de tanıtımını yapıyorsun…

– Aynen öyle! Bu bir iş değil artık, benim yaşamım. Benim diğer yaşamım da yok. A’dan Z’ye her şeyiyle ilgileniyorum. Şu ana kadar açmış olduğumuz restoranların hiçbirinde ne PR, ne tanıtım, ne de açılış yaptık. Sadece 2010’da yeni yere taşındığımızda ufak parti tipinde bir şey yapmıştık. Onun dışında her şeyi şahsım yapıyorum.

“BENİM BU HAYATTA ÜÇ TANE ŞANSIM OLDU”

Ferit Şahenk’le ortak olmasaydın bu kadar süratli ve acele büyüyebilir miydin?

– Benim bu hayatta üç adet olanağım oldu. Ama ben de çok şık değerlendirdim. Birincisi, Cüneyt Asan. Benim ustam. Onun birlikteinde yetişmemiş olsaydım, bugün burada olamazdım. Kendisine çok teşekkür ederim. İkincisi olanağım, Mithat Erdem. İyi ki ortak olmuşuz. Birlikte bir yola çıkmışız. Birbirimizi tamamlamışız. Üçüncüsü de Ferit Şahenk. Bana güvendi ve destek oldu. Bugünlere geldik…

Etiler Nispetiye’deki Venüs Pasadetsi’ni satın almışsın. Yeni yatırımın mı?

– Evet. 40-50 yıllik bir gelenek Venüs, kendisine has bir kültürü var. Hep sevdiğim bir yerdi…

Ne gerçeklştirmeyi düşünüyorsun?

– Bir kere lokasyon şahane, şık bir buluşma noktası. Kafamdaki, pasadet şeklinde kalması. Ama İtalya ve Fransa’daki örnekleri gibi, tipi bulunan hususi bir yere dönüştürmek istiyorum. Sabah kahvaltısı da yapabileceksin, akşam 5 çayı da içebileceksin ama şampanya da. Belki geceleri caz çalacak. Puronu, şarabını içebileceksin. Sadece sosyal medya fenomenliği beni kesmez! Ben Türkiye’nin bir dünya markası olmak istiyorum. İstanbul’da başardım, Dubai’de başardım, sırada Londra ve New York var…

Senin buluş ettiğin, imzan haluna gelen et çeşitleri neler?

– Birincisi spagetti, ikincisi lokum, üçüncüsü kafes, dördüncüsü Nusret spesiyal. Beşincisi ise Asado. Bunlar benim pişirme tekniklerimle, benim koymuş olduğum isimler.

Taklit ediyorlar mı seni?

– Etmeye çalışan arkadaşlar var tabii. Olabilir, bir yerden ilham alacaklar.

Sen ete ne yenilik getirdin?

– İnsanların yeme kültürünü ve ete bulunan bakışını değiştirdim. Hayatımızda et her vakit vardı. Ama önceden eti dinlendirerek bu biçimde yemezdik. Yani içi pembe ve sulu çok çok isteyen ya da yiyen yoktu. Yapmış olduğumuz sunumlarla, pişirme şeklimizle, servisimizle yeme kültürünü değiştirdik.

Seninle alay ediliyor gibi hissettiğin oluyor mu?

– Yaptıklarımı tabii ki değerlendirenler olacak. Canları sağ olsun.

Demek istiyorum ki, tamam ana haberlerde ya da dünya çapındaki talk show’larda senden söz edildi ama “Alay ediyor şunlar benimle!” diye komplekse kapıldın mı?

– Hayır, hiç. Ben şahsımden bu kadar söz ettirmeyi başarı şeklinde kabul ediyorum. Ama herkes benim gibi düşünmek mecburiyetinde değil. Hiç takılmıyorum hep devam ediyorum. Öbür türlü, “O ne dedi?”, “Bu ne dedi?”yle uğraşırsam yanmışım.

Seni kibirli, küstah, kendini beğenmiş bulanlar var, ne diyeceksin?

– Valla ne diyeyim? Ne desem şahsımi savunmuş olacağım. İnsanlar ya gördükleri fotoğraflarla, izledikleri videolarla ya da bir biçimde kulaktan dolma şeylerle beni değerlendiriyorlar. Olabilir, onların tasarrufu. Ama beni tanıdıktan sonra kanaatleri değişiyor.

Instagram’a koyduğun videolar inanılır gibi değil. “Bu adam çok yaratıcı!” diyen de var, feci gıcık bulunan da…

– Normali de bu esasen. Herkes bizi sevmez. Nefret edenler de olacak. Olmalı da. Herkes seviyorsa, bir problem var, bir yalan var. Sosyal medyanın, insanların hayatlarının bir parçası olduğunu gördüm. Bir arkadaşımdan rica ettim, açtı. Önce ünlülerle yan yana fotoğraf koyuyordum, kesmedi beni. Farklı bir şey uygulamak istedim. “O dedi ki…”lere başladım. İlgi görünce geliştirdim. Ben de eğleniyorum, bunu da iş gibi görmüyorum…

“BEN ETİ KONUŞTURUYORUM”

Dubai güç değil mi?

– Dubai, yiyecek-içecek sektörü amacıyla dünyanın en güç pazarlarından biri. Çok büyük dünya markaları var. Dahası, Michelin yıldızlı restoranlar var.

Sen peki nasıl etkileşim kuruyorsun? Çok şık İngilizce de mevzuşamıyorsun, nasıl sağladın bu ilişkileri?

– Ben eti mevzuşturuyorum! Çünkü sıcakkanlıyım, insanlar beni kibirli zannediyorlar ya, tam tersine alçakgönüllüyüm, “Brother” (Kardeşim) diye sarılıyorlar bana.

Dubai’de etin kurallarını değiştirdiğin doğru mu?

– Doğru. Biz etimizi İstanbul’dan getiriyoruz. Domatesimizi, sebzemizi ve diğer her şeyimizi.

Dubai Emiri Şeyh Muhammed de müşterilerin arasında, öyle mi?

– Evet. Sağ olsun bizi çok seviyor, sık sık geliyor. Gittiği restoranların hepsinde 15-20 dakika oturur en çok. Ama bize geldiği vakit bir buçuk-iki saat kaldığı oluyor.

Oğlu da geliyor mu?

– O da geliyor. Ailesinin hepsi geldi. Abu Dabi’nin şeyhi de aynı biçimde. Hatta sarayına servis yapmışlığımız da var.

Restoranlarındaki ekipleri sen mi kuruyorsun?

– Evet. Garsonundan komisine, kasiyerinden barmenine kadar tek tek hepsini ben. Hepsi en az benim kadar çalışkan. İyi maaş alıyorlar, jakuzili villada yaşıyorlar. Ama onların da bütün yaşamı iş. Başka türlü olamaz.

Çalışma arkadaşlarında en çok neye ilgi ediyorsun?

– Başta işi çok şık bilmeyebilirler. Bunun önemi yok, yeter ki heyecan duysunlar.

İnsan yetiştiriyor musun? Yoksa bildiklerini sır şeklinde mı saklıyorsun?

– Bir adet Nusret var ama 8-10 adet restoranımız var. Her yere yetişme olanağım yok. Sağlam, bilgili, kuvvetli arkadaşlarımız olursa benim işim hafifler, oldukça başarılı oluruz. Tabii ki öğretiyorum.

“KESİYORUM, PİŞİRİYORUM HATTA SARILIYORUM”

Neden hâlâ masa masa dolaşıyorsun?

– Çünkü biliyorum ki bu işte, “Ben yaptım oldu” diye bir şey yok. Hizmet sektörü diğer şeye benzemez. 364 gün çok şık yemek çıkarırsın, çok şık servis yaparsın. Bir gün moralin bozuktur, bir şey olmuştur, insanlar sana der ki, “Nusret hiç beğenmedim. Sen bozmuşsun!” 364 günün hepsi çöpe gider o bir gün yüzünden.

Paylaşımlarını çok itici bulanlar var. Kadınları aşağıladığını düşünüyorlar. Eti tokatlamalar filan hoşlarına gitmiyor. Ne diyeceksin?

– Herkesin hoşuna gidecek şeyler yapma olanağım yok. Başarımızı alkışlayan da var, bizi yerin dibine batıran da. Herkes kabulümüz.

Kadınları aşağıladığını söyleyenlere cevabın ne?

– Olur mu öyle şey! Kadınlar başımızın tacı.

O videolarla, etin erotizmini yaptığını da söylüyorlar. Buna ne diyeceksin?

– Ben ete bulunan sevgimi gösteriyorum. Erotizm demeyelim de, ete bulunan aşkım, işime bulunan sevgim, heyecanım… Kesiyorum, pişiriyorum. Hatta sarılıyorum.

“Tommy Hilfiger’dan bir tişört bile alamadığım günler çok uzakta değil. Şimdi ise sahibiyle yan yana fotoğraf çektirebiliyorum. Çok şükür” diyen bir paylaşımını gördüm.

– Evet, doğru. Bir vakitler kapısının önünden geçemezken, bir tişörtünü bile alamazken şimdi sahibiyle arkadaşız. Beni takdir ediyor, yemeklerimi beğeniyor. Ben mutlu olmayayım kim olsun?

O tuzlama hareketi nasıl çıktı?

– Kendiliğinden oldu gerçekten. Gerçek bir hareket o, hava olsun diye yapılmış bir şey değil. Bir imza. Benim imzam. Tablo yapıyorsun, tabloya son dokunuş gibi düşün. Ete de son dokunuş, eti kutsuyorum.”

Sponsorlu Baglantılar

GALERİ
REKLAMLAR
GÜZELLER GALERİSİ
REKLAMLAR